12 Eylül 2018 Çarşamba

Keskin çizgiler

Hayattaki keskin çizgiler bizi nasıl yoruyor acaba? Sahi hiç düşünmüş müydünüz? Bazıları bu keskin çizgileri törpüleyip daha keskin yapıyor çünkü o muhteşem ego saraylarına gelecek en ufak bir davetsiz misafirle karşılaşmaktan hoşlanmıyorlar, dolayısıyla kaçınıyorlar. 
Kaçımız davetsiz misafirlerden hoşlanırız ki? Düşünsenize, tam izlemek için aylardır gösterimini beklediğiniz filmi açmışsınız ve favori içeceğinizi her zaman olduğu gibi bitirmişsiniz daha başlamadan filme ama o da ne ola ki? Ding dang dooong(!!!). Hoş geldiniiiiiiiiiiz (!) -mi acaba?- 

Hayatın beni sevmemesinin nedeni belki de benim bir davetsiz misafir olmuş olma olasılığım yüzünden midir bilinmez ama öyle varsayacağım bu hoşnutsuz tavırlarını hayatımın. Gerçi ben de ona bayılmıyorum ya hoş. Ne hali varsa görsün uyuz şey. 
İleriyi, daha ileriyi görmek istiyorum. Her olumsuzluğa karşı dimdik yolumda ilerlemek istiyorum. En ileri de durup yol göstermek istiyorum. Yolum taştan değil, yolum sıcak çöl kumundan ve ben yalın ayak yürüyormuşum gibi hissettiriyor ilerleme isteğimin karşında bulduğum canavarımsı tavırlar.

 Yolum, yolunuz, yolumuz açık ve net olsun. Güzel günler umarım yakındır ve biz sahiplerine kavuşmak için onlar da büyük bir bekleyiş içerisindedirler. 
Şarkı önerisi; R. Kelly- I believe I can fly

17 Şubat 2016 Çarşamba

Nokta silsilesi

Genelde ‘’üşüyorum’’ diye sızlanmaya başladığımda aslında moralim bozuktur.Kendimi manen iyi hissedemediğim zaman ve üzgün olduğumda daha çok üşürüm. ‘’Üşümek gerek bazen en derinden..’’ cümlesini size sıraladığımda onu sadece fiziki üşüme anlayacak kadar aptalsınız ben de sizden beni anlamanızı ve üşüme krizime son vermenizi bekleyen biri olarak salaklığımı siz aptallara sunan biriyim gerçi.. Sizi yaftalamaya layık biri değilim bu özelliğim sayesinde. Hepimiz şu koskoca(!!!) dünyada birer aptal ve salak sürülerinin efradıyız neticede. Ne bu ‘’Kuuuuul ‘’ olma çabalarınız?
                                                                    
Hepimiz uzaydan görünemeyecek kadar ufak noktalarız.Peki neden dünyada bazılarımız göze batan noktalar ve bazılarımız görülemeyecek kadar şeffaf noktalar? Noktaların büyüklüğü biz kisve severler tarafından belirleniyor ve o noktaları kendi sefil gözlerimizde büyütüyor ya da küçültüyoruz ama o noktaları küçültürken ya da büyütürken kendi aşağı egomuzu da bir dilim enaniyetten nasiplendirmiyor değiliz tabi ki. Egom olmazsa ben bir hiçim (!) ne de olsa değil mi?
 Egomuzun olması iyi bir şeydir aslına bakacak olursak.. Neden mi? İnsan bazı eylemleri yaparken cesaret ister ve egoda adeta bir cesaret kapsülüdür bana göre. Cesaret fazlalığında yani ego fazlalığında kör olursunuz ,aynı şekilde azlığında da kendinize karşı kör olursunuz..Ego tuz gibidir… Fazla olduğunda yemek güzel değildir yenmez,az olduğunda ise tadı hoş değildir yine yenmez ama orta kararda olduğunda ise o yemek tadından yenmez… Egolarımızı toplayalım ve düşünce deryasına atlayalım ne dersiniz?

Np- BTS – I NEED YOU PIANO COVER 

5 Kasım 2015 Perşembe

iç dökme seansı

Merhabalar !
İçi dolunca boşaltmaya gelen Neslihan yine koştu ve geldi bloguna.İçim daralıyor ama nedenini bilmiyorum…Amaçsız ve boş hissediyorum..Virane ev gibi de olabilir aslında.Sınav stresi olabilir…Aileme duyduğum özlem olabilir..Ya da sevgisizlik olabilir.Genelde böyle konuları konuşmaktan hazzetmeyen bir insanım..Bu duygular sadece aciz gösteriyor bizleri..Başkalarının acizliğimi görmesine tahammül edemiyorum ama şu an elimde değil…Konuşmak istiyorum...Deli gibi… Canım acıyor…Sorunlarını içerisinde bitiren bir insanım ama sorunlarınızı sürekli içinize attığınızda sorunlarınızı bir gün geliyor ve dağ olmuş buluyorsunuz..Takdir edersiniz ki o dağla tek başıma başa çıkamıyorum güçsüz bir varlık olarak… Buzum ben…Dolaptan yeni çıkmış sizi üşütecek  aaah özür dilerim sizi donduracak bir buz kitlesi…

Devam etmeli miyim bu saçma kargaşaya yoksa aklımdan def mi etmeliyim bunu bilmiyorum… Nasıl defin olur bu duygular? Herhangi bir fikri olan hüda ondan razı olasıca var mı burada ? Bu düşünceler ruhumu etkiliyor..Beş dakika önce gülüyor halde olduğum halde aniden ağlama moduna girebiliyorum..İnsanlara agresif davranıyor olabilirim.Aslında insanlara değil sinirim…Sinirim sadece kendime..Kendime kızgınım…Saçmalıkları nasıl ruhuma yapıştırabildim ve onları oradan çıkaracak güç bulamıyorum…Konuşmak beni yoruyor…Kelimeler kulaklarımdan beynime hücum ediyorlar..Bu da beynimde harp etkisi yapıyor..savaşın olduğu yerde de göz yaşları ve acı vardır…Savaşmak istemiyorum… 

Dua edin bu saçma blogger’a … Görüşmek üzere . . . 

16 Temmuz 2015 Perşembe

...

Merhabalar beni sıkıcı dilime ve eksikliğime rağmen hala okumaya devam eden insanlar.
Bugün ne desem diye çok düşünmedim YİNE..Kendi kendime konuştuğum saatlerden birinde aklımdan havalananları yazıya düşüreyim en iyisi dedim ve bilgisayarımın başına geçtim..Gelelim konumun ne olduğuna.. Nasıl yazı yazıyorum acaba ben?     Hani bazıları yazı yazabilmek için ilham alır..Dağa bayıra çıkar..Hissiyatını kuvvetlendiren müziklerle hemhal olur..Ben öyle yapamıyorum.Şartlanırsam en iyi olduğum konuda dahi çuvallama üzerine ihtisas yapıyorum da azıcık..Üstünüze afiyet.Bilgisayarın başına ‘’yazı yazacağım ‘’ düşüncesiyle çöreklendiğim zaman halının neden yamuk durduğu ile ilgili olsa dahi yazı yazabilirim….
Peki neden teknolojik alet? Neden yazılarımı hissettim kağıtlar değil? Aslına bakarsanız defter gibi bir şeye yani dokunarak hissedebildiğim bir materyale yazmayı daha doğru bulurdum eskiden.-İki sene filan önce - Şu an yazım ‘’doktor yazısı’’ diye tabir ettiğimiz yazı şekline terfi ettiğinden dolayı bir kağıt parçasına yazmış olsam dahi,bir süre sonra o kağıt parçasına baktığımda ‘’O neydi gız?’’ moduna geçiş yapıyorum..Klasörümde şu ana  kadar yazmış olduğum on tane daha yazım bulunuyor ama hiçbiri de günlerce ya da saatlerce uğraşılmış ve üzerine emek dökülmüş yazılar değiller bana göre maalesef ki.Yazılarımı neden bir saat ya da iki saat gibi ufak bir zaman dilimine sıkıştırdığımı soracak olursanız şayet ; aceleci bir yapıya sahibim.Başladığım iş hemen olsun ama iyi olsun güzel olsun modunda dolanırım ve yazdığım şeyler birden aklımdan geçenler olur..Yukarıda yazdığım cümleleri okumadım.Sanırım bu bir nebzede kurduğum cümlelere olan güvenimden yani kendini beğenmişliğimden kaynaklanan bir saçmalamaca.Yazdığım cümleler de yanlışlık ya da bir düşüklük var ise sadece ellerimin ve zihnimin istediklerini yapmalarına izin verdim o kadar. Sokakta yürürken aklıma bazen mükemmelin mükemmeliğinde cümleler geliyor,bazen unutmamak için onları yazıp üzerine birkaç cümle koyuyorum ve yazımı hazırlıyorum.Bu aslına bakıldığında pek hoş bir şey değil.Emeksiz gibi geliyor üzerine emek sarf etmiş olsam dahi.Bazen buradaki bloggerlara imreniyorum..Nasıl yazı yazarken bu kadar akıcı bir dilleri oluyor? Ben ise kendimi tekrar ediyorum sanki? Birazdan size yemek tarifi verecek olmaktan korkuyorum.Aç iken yazı yazamıyormuşum lkoksdldkdk bu halime bugün erdim.Size iyi günler..Yorumlarınızı esirgemeyin benden lütfen . (:


28 Nisan 2015 Salı

Klişelerden beslenen bir çalışma...

  ’’Ey değerli okuyucular, Hüda sizden hoşnut olsun!’’ ile söze başlamam gerektiğini hissettim ve gördüğünüz üzere başlamış bulundum.
Bugün ele almak istediğim konu şu herkesin diline pelesenk ettiği aşk konusu. Uzun paragraflar dolduracak kadar çok  şeyler düşünmüyorum hakkında ama bakalım aşk deyince benim akıl pencereme akseden resim nasıl?

Aşka inanmıyorum…İnanmıyorum dediğim aşk sizin içini kisve ve ‘’güzellik ‘’ ile doldurduğunuz  BOŞ dolap.Bana göre o bahsedilen aşk    sadece birine duyduğunuz ‘’hayranlığın’’ uçurumun zirvesine ulaşması.Beğendiğiniz özellikleri taşıyan birini haliyle beğenirsiniz.Ve tabiriniz ile onun yüzünden aşkın içine düşen bir deli olursunuz.Ama bu sadece dış görüş aşkıdır.Şayet ben birini sevdiğimi düşünüyorsam ama o kişi beni yaratana iletmiyorsa o sadece hevestir.Heves aşkı yaşlanınca yani güzellik elden gidince biter.Ve bana göre böyle aşklar birer ego tatmininden başka hiçbir şey değil.O insanın ihtiva ettiği özellikler ve kişiliği daha önemlidir.Çünkü bir insanın kişiliğini değiştiremezsiniz.İlk görünce içini mi görüyorsun bayan ukala diyenleri duyuyorum! Evet görmüyorum ama kişinin kaşı gözü dikkatimi çekmiyor..Aa ne kadar yakışıklı demişimdir belki.Ama hiçbir zaman ‘’aşık oldum’’ diyemem….İnanmadığım bir klişenin başıma gelecek olmasına da inanmıyorum..Şimdi gelelim benim inandığım ya da inanmak istediğim aşkın ne olduğuna.
Bence sevdiğiniz insan sizi yaratıcınıza götürmeli..Siz onu gördüğünüzde Allahı unutmamalısınız.Gönlünüzün yaratıcıya daha da yaklaşmasını sağlayananın gönlünü, gönlünüze yakınlaştırması için yaratıcıdan istekte bulunmalısınız.Allah her zaman bize en yakındır..Şah damarımızdan…Ayakkabı bağımızdan…Bizi eeeen çok seven O’dur…-Onun kişiliğini ve yaratıcıyla olan samimi bağı beni kendimden ( kendi kulluğumdan) utandırıyor..Bir insan bu kadar mı mükemmel olur dini konusunda…- Diyebilmem şartmış gibi geliyor bana.
Güzel olanı güzel sevmek gerek…Güzel ama kime göre ve neye göre? İçi güzel.İçi mükemmel olan..Müslüman bir ülkede yaşıyoruz..Taklidi bir imanla dini öğrenmiş olsakta müslümanız.Allahın koyduğu helal haram sınırına dikkat etmeye çalışmalıyız…Namaz mı kılıyor yoksa spor mu yapıyor anlayabiliriz gibi sanki....(Kelimelerin büyüsüyle) Ya da helal haram sınırına ne derece dikkat ediyor?Sanırım benim için dinine önem veren ve bir vakit dahi (!!!!) olsa namazı kaçırdı(??) diye kendini paralayan adam gerçekten sever..Baksanıza yaratıcıya nasıl koşuyor…Aman canım bir vakit dediğimiz vakit için kendini nasıl sorumlu hissediyor.Bu adam/kadın sana da koşar…Dua edelimde bizi de böyle insanlar bulsun.Bir kişinin konuşurken seçtiği kelimeler onun kişiliğine dair ufak ipuçları verir bize..Ya da haleti ruhiyesi..Beden dili var ya heh  işte o bahsetmek istediğim ..Nasıl bakıyor.İslamın genci mi? Heh işte o bakışmamalarımızda (!!) onları görmeliyiz .Allah bizi sevdiği(!) uğruna hayasını kenara iten ahmaklardan eylemesin inşaAllah. (AMİN) Haramlara neden koşarken helallere ise üç adım ileri on adım geri atıyoruz?

Bunlar benim düşüncelerimdi…Her zaman ki gibi yine yazarken aklımdan firar eden düşüncelerim oldu…Hatırlayınca güncellerim..Görüşlerinizi belirtirseniz sevinirim.Size göre nerelerde haksız kalmış yazım?? Ve nasıl bir nakıslığı var?

22 Mart 2015 Pazar

Papağan Reddiyesi.

Öncelikle Merhaba beni ciddiye alıp okuyan insanlar!
Aslında blogum için başka yazılar hazırlamıştım..Ve onlar ‘’Anneeğ!Paylaş biziii’’ diye çığlık atıyorlardı.Ben de onları paylaşmamak için direniyordum.Hala direniyorum gerçi ama eski ileri görüşlü arkadaşlarım sayesinde tabiri caizse cinlerim tepemde horon etmeye başladılar.Zaten çok severler tepemde horon etmeyi.Tepem boş arazi ya!
Türkçenin yozlaştırılması hakkında attıkları bir çok posta rastgeldim sosyal medya hesaplarında.Arapça-Farsça bir kelime kullanınca yozlaştırmış oluyoruz ama İngilice-Fransızca bir kelime kullanınca ‘’alafranga insan.. ‘’Kamil insan’’ mertebesine erişiyoruz.Bu ne özentilik? Ve örümcek beyinlilik? Şayet bir görüşü savunuyorsanız o görüş için her zaman aynı imajı sergilemeniz gerekmekte.Bir gün başka bir gün başka olamazsınız.Bu vatanseverlik değil aksine vatan sevmezlik.Kusura bakabilirsiniz .Bu mu yozlaşmamış dilimiz? Bu mu başka dillerin içine hapsedemediği dilimiz?Bir dilde kullanılan kelimeler tarih içerisinde yaşanmışlıklar barındırır bünyesinde…Dolayısıyla o dile nüfuz eder.Yani Eskiden beri süregelen kelimeleri dilimizden def edince sığlaşan bir dil kalır elimizde…O zamanda da elimizde kelime kalmaz..Ya da bize aşırı gelir kullandığımız şeyler.

En sinir olduğum insan tipi varan bir : Dilimiz yozlaşıyor naraları atıp ben dil biliyorum canım edasıyla konuşurken illa yabancı bir kelime kullanan ahmaklar. Kızın ağzından Türkçe kelimeyi kerpetenle de alamıyoruz vinç lazım vinç. Varan iki ise onları yücelten avanaklar.Sen konuşurken ingilizce bir kelime ekledin diye sana madalya mı vermem lazım? Sen batı dili kullanınca medeni,ben doğu dili kullanınca geri kafalı.Yok öyle bir dünya.Ya da var sanırım... Ben de  dil öğrendiğimde kendime ve diğer insanlara faydalı olmalıyım düsturu var.Başkalarına hava atmak için ya da ''dil bilen papağanlığı’’ yapmak için dil öğrenilmez.Amaç bu olmamalıdır. Yozlaştırılmayan dilimizle iyi blog yazıları yazmalar bana.Selametle.

1 Mart 2015 Pazar

Neslee kim?

Merhabalar.Bu benim ilk yazım.Hatalarımı mazur görmenizi rica ediyorum sizden öncelikle.Ne hakkında yazacağımı tasarlamıştım ama bilin bakalım ne oldu? Hepsi beynimden kaçtı.O halde ilk başta size kendimi ve nasıl fan olduğumu anlatayım.Yabancı dillere merakı olan bir insanım ve dil öğrenmeyi  başka milletlerle ilgilenmeyi seviyorum.Başka ülkeler hakkında belgeseller izleyip araştırırım sürekli.Sana ne değil mi başkalarından? HAYIR değil.Neyse K fanlığa gelelim en kısa yerden.Asya bölgesine karşı bir ilgim vardı ama bağlanmak istemiyordum.Her zaman dizi izlemek bana zamanımı çalan bir hırsız gibi geliyordu.İzlemek istemedim ama daha çok bağlanmamak için.Yani önceden söylediğim şey olacağı için değil.(dasdksaldksakdsalkdsaksaksaksakşskas)Zaten bizim ailede bir yurt dışı sevdası var ben de de fazlasının fazlası ölçüsünde bulunuyordu.Neyse bir gün arkadaşım izleyelim dedi ben de ‘’eşeğin ölümü arpadan olsun tamam be’’ diyip kolları sıvadım dizi izleme işine.1 gece de ara vermeden diziler izledim..Zombi gibi gezindim.Bir şeylere umutsuzca bağlanmak ihtiyacının olduğu şeyin azlığından meydana gelir demişti tanıdığım bir psikolog abla.Sanırım ben de de bir eksiklik vardı ama hala bulamadım.Çünkü hala buradayım.Ama ben de ah Koreye gideyi m de oppamı (ıejskaldjskjdskdjsl) göreyim mantığı o kadar çok olmadı.Var ama çok değil.Görsem sadece gülerim donakalırım başka hiçbir şey yapmam.Yapamam kişiliğime ters sanki bir kişiye olan sevgimi gösterdiğimde aciz görünecekmişim gibi geliyor .Ama öyle görünmüyor musunuz? Bana öyle geliyor.Onuncu sınıftaydım ingilizce öğretmenim ingilizce ilahiyat açılmış tam senlik bir bölüm filan diye bana anlatıyordu .-Tabi ben bu sıralarda Koyu bir Merlinianidim.Hatta Twiter açmamın nedeni Ördek suratlı Bradley James sayesindedir.-Ben başlarda pek sıcak bakmıyordum ilahiyatın asıl dili Arapça filan diyordum taki bir hocam Japonyaya ileri yaşlarında hiç ingilizce ve Japonca bilmediği halde giden  hocasından bahsedene  kadar.Ben de bir ingilizce ilahiyat aşkı hortladı.Aklımdan Asya ya gideceğim onlar şayet buraya gelip Hristiyan misyonerliği yapıyorlarsa ben de dünyanın onlara göstermeye çalıştığı islamın savaştan ibaret olmadığını anlatacaktım sözüm ona.Ben ne kadar iyiyim bu konu da bu Allahu alem.Son sınıfta ygs de istediğim gibi yapamadım çünkü kitap düzgün açmadım.Çalıştım ama göstermelikti.Çabam yoktu kısacası.Lys ye benim hayalim var mantığıma sığınarak girmedim.
Size bir olayı anlatayım ygs den önce(sanırım önceydi) bizim dershanenin önüne bir grup çekik gelmiş şarkı söylüyorlardı.Kızlar seninkiler filan dedi.Ben belki değil filan diye şakalaşırken üstlerinde bir üniversite adı yazıyordu Korece onu okudum solist çocuk birden dönüp baktı güldü şarkı söylemeye devam ettiler.Çekingen bir yapım olduğundan pek insanlarla konuşmam ilgilenmem.O yüzden güldüm gittim.Sonra öğrendim ki  bu grup meğerse ufak olanların Kore hayranlığından faydalanan misyoner takımıymış.İncil dağıtmışlar.Bilseydim konuşurdum.Bu olay ben de daha da bir ingilizce ilahiyat için hırs sağladı.Ama neymiş? Fazla ateş olursa kendini yakarmışsın.İkinci sene dershaneye gidip çalıştım filan netlerim yüksekti kesin ygs de yüksek yaparsın kesin ingilizce ilahiyat olur gözüyle bakıyordu herkes.Ben de dahilim bu avanaklar takımına tabi ki.Olmadı.Dedim nasip.İngilizceye gireyim Japonca,Çince ya da Korece dedim.Yazdırmadılar başka bir bölüm seçtim.Mutsuz muyum hayır değilim sonuçta dil seviyorum ama hani aklımda kaldı benim hayalim.Kısacası benim için hayranlık dediğimiz olay sadece hayranıyım seviyorum falanla yürümüyor ben de .Benim gayem İslam’a yararlı bir kişi olmak.Onlara anlatmaktı.Belki islamafobi karşısındaki tabularını yıkabilirdim.Geç değil ama…amalar zorluyor işte.
Asyalıları seviyorum ama bazılarının sevgisi bana sadece saçmalık olarak geliyor.’’Kore daha iyi.Onlar bla bla bla.Keşke Koreli olsaydım’’ gibi söylemlerde bulunmanız sadece’’ beyinsizim ben al bu da kanıtı gör ‘’deme şekliniz sanırım.Her şeyden önce kişi kendi milletine saygı duymalıdır.Söyleyeceklerim bu kadar değildi aslında ama başta dediğim gibi ne yazacağımı unuttum.Tasarlamıştım ama beynimde.Görüşmek üzere bir daha ki sefere. Okumayı unutmayın.Yorum yapmayı da.Ben de böylece acemilikten çıkabilirim blog yazma hususunda.