Hayattaki keskin çizgiler bizi nasıl yoruyor acaba? Sahi hiç düşünmüş müydünüz? Bazıları bu keskin çizgileri törpüleyip daha keskin yapıyor çünkü o muhteşem ego saraylarına gelecek en ufak bir davetsiz misafirle karşılaşmaktan hoşlanmıyorlar, dolayısıyla kaçınıyorlar.
Kaçımız davetsiz misafirlerden hoşlanırız ki? Düşünsenize, tam izlemek için aylardır gösterimini beklediğiniz filmi açmışsınız ve favori içeceğinizi her zaman olduğu gibi bitirmişsiniz daha başlamadan filme ama o da ne ola ki? Ding dang dooong(!!!). Hoş geldiniiiiiiiiiiz (!) -mi acaba?-
Hayatın beni sevmemesinin nedeni belki de benim bir davetsiz misafir olmuş olma olasılığım yüzünden midir bilinmez ama öyle varsayacağım bu hoşnutsuz tavırlarını hayatımın. Gerçi ben de ona bayılmıyorum ya hoş. Ne hali varsa görsün uyuz şey.
İleriyi, daha ileriyi görmek istiyorum. Her olumsuzluğa karşı dimdik yolumda ilerlemek istiyorum. En ileri de durup yol göstermek istiyorum. Yolum taştan değil, yolum sıcak çöl kumundan ve ben yalın ayak yürüyormuşum gibi hissettiriyor ilerleme isteğimin karşında bulduğum canavarımsı tavırlar.
Yolum, yolunuz, yolumuz açık ve net olsun. Güzel günler umarım yakındır ve biz sahiplerine kavuşmak için onlar da büyük bir bekleyiş içerisindedirler.
Şarkı önerisi; R. Kelly- I believe I can fly
Üfürükten Teyyare
12 Eylül 2018 Çarşamba
17 Şubat 2016 Çarşamba
Nokta silsilesi
Genelde
‘’üşüyorum’’ diye sızlanmaya başladığımda aslında moralim bozuktur.Kendimi
manen iyi hissedemediğim zaman ve üzgün olduğumda daha çok üşürüm. ‘’Üşümek gerek
bazen en derinden..’’ cümlesini size sıraladığımda onu sadece fiziki üşüme
anlayacak kadar aptalsınız ben de sizden beni anlamanızı ve üşüme krizime son
vermenizi bekleyen biri olarak salaklığımı siz aptallara sunan biriyim gerçi..
Sizi yaftalamaya layık biri değilim bu özelliğim sayesinde. Hepimiz şu koskoca(!!!)
dünyada birer aptal ve salak sürülerinin efradıyız neticede. Ne bu ‘’Kuuuuul ‘’
olma çabalarınız?
Hepimiz
uzaydan görünemeyecek kadar ufak noktalarız.Peki neden dünyada bazılarımız göze
batan noktalar ve bazılarımız görülemeyecek kadar şeffaf noktalar? Noktaların
büyüklüğü biz kisve severler tarafından belirleniyor ve o noktaları kendi sefil
gözlerimizde büyütüyor ya da küçültüyoruz ama o noktaları küçültürken ya da
büyütürken kendi aşağı egomuzu da bir dilim enaniyetten nasiplendirmiyor
değiliz tabi ki. Egom olmazsa ben bir hiçim (!) ne de olsa değil mi?
Egomuzun olması iyi bir şeydir aslına bakacak
olursak.. Neden mi? İnsan bazı eylemleri yaparken cesaret ister ve egoda adeta
bir cesaret kapsülüdür bana göre. Cesaret fazlalığında yani ego fazlalığında
kör olursunuz ,aynı şekilde azlığında da kendinize karşı kör olursunuz..Ego tuz
gibidir… Fazla olduğunda yemek güzel değildir yenmez,az olduğunda ise tadı hoş
değildir yine yenmez ama orta kararda olduğunda ise o yemek tadından yenmez…
Egolarımızı toplayalım ve düşünce deryasına atlayalım ne dersiniz?
Np- BTS – I
NEED YOU PIANO COVER
5 Kasım 2015 Perşembe
iç dökme seansı
Merhabalar !
İçi dolunca boşaltmaya gelen Neslihan yine koştu ve geldi
bloguna.İçim daralıyor ama nedenini bilmiyorum…Amaçsız ve boş hissediyorum..Virane
ev gibi de olabilir aslında.Sınav stresi olabilir…Aileme duyduğum özlem
olabilir..Ya da sevgisizlik olabilir.Genelde böyle konuları konuşmaktan
hazzetmeyen bir insanım..Bu duygular sadece aciz gösteriyor bizleri..Başkalarının acizliğimi görmesine tahammül edemiyorum ama şu an elimde değil…Konuşmak
istiyorum...Deli gibi… Canım acıyor…Sorunlarını içerisinde bitiren bir insanım
ama sorunlarınızı sürekli içinize attığınızda sorunlarınızı bir gün geliyor ve
dağ olmuş buluyorsunuz..Takdir edersiniz ki o dağla tek başıma başa çıkamıyorum
güçsüz bir varlık olarak… Buzum ben…Dolaptan yeni çıkmış sizi üşütecek aaah özür dilerim sizi donduracak bir buz
kitlesi…
Devam etmeli miyim bu saçma kargaşaya yoksa aklımdan def mi
etmeliyim bunu bilmiyorum… Nasıl defin olur bu duygular? Herhangi bir fikri
olan hüda ondan razı olasıca var mı burada ? Bu düşünceler ruhumu
etkiliyor..Beş dakika önce gülüyor halde olduğum halde aniden ağlama moduna
girebiliyorum..İnsanlara agresif davranıyor olabilirim.Aslında insanlara değil
sinirim…Sinirim sadece kendime..Kendime kızgınım…Saçmalıkları nasıl ruhuma
yapıştırabildim ve onları oradan çıkaracak güç bulamıyorum…Konuşmak beni
yoruyor…Kelimeler kulaklarımdan beynime hücum ediyorlar..Bu da beynimde harp
etkisi yapıyor..savaşın olduğu yerde de göz yaşları ve acı vardır…Savaşmak
istemiyorum…
Dua edin bu saçma blogger’a … Görüşmek üzere . . .
16 Temmuz 2015 Perşembe
...
Merhabalar beni sıkıcı dilime ve eksikliğime rağmen hala
okumaya devam eden insanlar.
Bugün ne desem diye çok düşünmedim YİNE..Kendi kendime
konuştuğum saatlerden birinde aklımdan havalananları yazıya düşüreyim en iyisi
dedim ve bilgisayarımın başına geçtim..Gelelim konumun ne olduğuna.. Nasıl yazı
yazıyorum acaba ben? Hani bazıları
yazı yazabilmek için ilham alır..Dağa bayıra çıkar..Hissiyatını kuvvetlendiren
müziklerle hemhal olur..Ben öyle yapamıyorum.Şartlanırsam en iyi olduğum konuda
dahi çuvallama üzerine ihtisas yapıyorum da azıcık..Üstünüze afiyet.Bilgisayarın
başına ‘’yazı yazacağım ‘’ düşüncesiyle çöreklendiğim zaman halının neden yamuk
durduğu ile ilgili olsa dahi yazı yazabilirim….
Peki neden teknolojik alet? Neden yazılarımı hissettim kağıtlar
değil? Aslına bakarsanız defter gibi bir şeye yani dokunarak hissedebildiğim
bir materyale yazmayı daha doğru bulurdum eskiden.-İki sene filan önce - Şu an
yazım ‘’doktor yazısı’’ diye tabir ettiğimiz yazı şekline terfi ettiğinden
dolayı bir kağıt parçasına yazmış olsam dahi,bir süre sonra o kağıt parçasına
baktığımda ‘’O neydi gız?’’ moduna geçiş yapıyorum..Klasörümde şu ana kadar yazmış olduğum on tane daha yazım
bulunuyor ama hiçbiri de günlerce ya da saatlerce uğraşılmış ve üzerine emek
dökülmüş yazılar değiller bana göre maalesef ki.Yazılarımı neden bir saat ya da
iki saat gibi ufak bir zaman dilimine sıkıştırdığımı soracak olursanız şayet ;
aceleci bir yapıya sahibim.Başladığım iş hemen olsun ama iyi olsun güzel olsun modunda
dolanırım ve yazdığım şeyler birden aklımdan geçenler olur..Yukarıda yazdığım
cümleleri okumadım.Sanırım bu bir nebzede kurduğum cümlelere olan güvenimden
yani kendini beğenmişliğimden kaynaklanan bir saçmalamaca.Yazdığım cümleler de
yanlışlık ya da bir düşüklük var ise sadece ellerimin ve zihnimin istediklerini
yapmalarına izin verdim o kadar. Sokakta yürürken aklıma bazen mükemmelin
mükemmeliğinde cümleler geliyor,bazen unutmamak için onları yazıp üzerine
birkaç cümle koyuyorum ve yazımı hazırlıyorum.Bu aslına bakıldığında pek hoş
bir şey değil.Emeksiz gibi geliyor üzerine emek sarf etmiş olsam dahi.Bazen
buradaki bloggerlara imreniyorum..Nasıl yazı yazarken bu kadar akıcı bir
dilleri oluyor? Ben ise kendimi tekrar ediyorum sanki? Birazdan size yemek
tarifi verecek olmaktan korkuyorum.Aç iken yazı yazamıyormuşum lkoksdldkdk bu
halime bugün erdim.Size iyi günler..Yorumlarınızı esirgemeyin benden lütfen .
(:
28 Nisan 2015 Salı
Klişelerden beslenen bir çalışma...
’’Ey değerli okuyucular, Hüda sizden hoşnut
olsun!’’ ile söze başlamam gerektiğini hissettim ve gördüğünüz üzere başlamış bulundum.
Bugün ele almak istediğim konu şu herkesin diline
pelesenk ettiği aşk konusu. Uzun paragraflar dolduracak kadar çok şeyler düşünmüyorum hakkında ama bakalım aşk
deyince benim akıl pencereme akseden resim nasıl?
Aşka inanmıyorum…İnanmıyorum dediğim aşk sizin içini
kisve ve ‘’güzellik ‘’ ile doldurduğunuz
BOŞ dolap.Bana göre o bahsedilen aşk
sadece birine duyduğunuz ‘’hayranlığın’’ uçurumun zirvesine ulaşması.Beğendiğiniz
özellikleri taşıyan birini haliyle beğenirsiniz.Ve tabiriniz ile onun yüzünden
aşkın içine düşen bir deli olursunuz.Ama bu sadece dış görüş aşkıdır.Şayet ben
birini sevdiğimi düşünüyorsam ama o kişi beni yaratana iletmiyorsa o sadece
hevestir.Heves aşkı yaşlanınca yani güzellik elden gidince biter.Ve bana göre böyle aşklar birer ego tatmininden başka hiçbir şey değil.O insanın
ihtiva ettiği özellikler ve kişiliği daha önemlidir.Çünkü bir insanın
kişiliğini değiştiremezsiniz.İlk görünce içini mi görüyorsun bayan ukala diyenleri
duyuyorum! Evet görmüyorum ama kişinin kaşı gözü dikkatimi çekmiyor..Aa ne
kadar yakışıklı demişimdir belki.Ama hiçbir zaman ‘’aşık oldum’’
diyemem….İnanmadığım bir klişenin başıma gelecek olmasına da inanmıyorum..Şimdi
gelelim benim inandığım ya da inanmak istediğim aşkın ne olduğuna.
Bence sevdiğiniz insan sizi yaratıcınıza götürmeli..Siz
onu gördüğünüzde Allahı unutmamalısınız.Gönlünüzün yaratıcıya daha da
yaklaşmasını sağlayananın gönlünü, gönlünüze yakınlaştırması için yaratıcıdan
istekte bulunmalısınız.Allah her zaman bize en yakındır..Şah
damarımızdan…Ayakkabı bağımızdan…Bizi eeeen çok seven O’dur…-Onun kişiliğini ve
yaratıcıyla olan samimi bağı beni kendimden ( kendi kulluğumdan)
utandırıyor..Bir insan bu kadar mı mükemmel olur dini konusunda…- Diyebilmem
şartmış gibi geliyor bana.
Güzel olanı güzel sevmek gerek…Güzel ama kime göre ve
neye göre? İçi güzel.İçi mükemmel olan..Müslüman bir ülkede yaşıyoruz..Taklidi
bir imanla dini öğrenmiş olsakta müslümanız.Allahın koyduğu helal haram
sınırına dikkat etmeye çalışmalıyız…Namaz mı kılıyor yoksa spor mu yapıyor
anlayabiliriz gibi sanki....(Kelimelerin büyüsüyle) Ya da helal haram sınırına
ne derece dikkat ediyor?Sanırım benim için dinine önem veren ve bir vakit dahi
(!!!!) olsa namazı kaçırdı(??) diye kendini paralayan adam gerçekten
sever..Baksanıza yaratıcıya nasıl koşuyor…Aman canım bir vakit dediğimiz vakit
için kendini nasıl sorumlu hissediyor.Bu adam/kadın sana da koşar…Dua edelimde
bizi de böyle insanlar bulsun.Bir kişinin konuşurken seçtiği kelimeler onun
kişiliğine dair ufak ipuçları verir bize..Ya da haleti ruhiyesi..Beden dili var
ya heh işte o bahsetmek istediğim ..Nasıl
bakıyor.İslamın genci mi? Heh işte o bakışmamalarımızda (!!) onları görmeliyiz
.Allah bizi sevdiği(!) uğruna hayasını kenara iten ahmaklardan eylemesin
inşaAllah. (AMİN) Haramlara neden koşarken helallere ise üç adım ileri on adım
geri atıyoruz?
Bunlar benim düşüncelerimdi…Her zaman ki gibi yine
yazarken aklımdan firar eden düşüncelerim oldu…Hatırlayınca güncellerim..Görüşlerinizi
belirtirseniz sevinirim.Size göre nerelerde haksız kalmış yazım?? Ve nasıl bir
nakıslığı var?
22 Mart 2015 Pazar
Papağan Reddiyesi.
Öncelikle
Merhaba beni ciddiye alıp okuyan insanlar!
Aslında
blogum için başka yazılar hazırlamıştım..Ve onlar ‘’Anneeğ!Paylaş biziii’’
diye çığlık atıyorlardı.Ben de onları paylaşmamak için direniyordum.Hala
direniyorum gerçi ama eski ileri görüşlü arkadaşlarım sayesinde tabiri caizse
cinlerim tepemde horon etmeye başladılar.Zaten çok severler tepemde horon etmeyi.Tepem boş arazi ya!
Türkçenin
yozlaştırılması hakkında attıkları bir çok posta rastgeldim sosyal medya
hesaplarında.Arapça-Farsça bir kelime kullanınca yozlaştırmış oluyoruz ama
İngilice-Fransızca bir kelime kullanınca ‘’alafranga insan.. ‘’Kamil insan’’
mertebesine erişiyoruz.Bu ne özentilik? Ve örümcek beyinlilik? Şayet bir görüşü
savunuyorsanız o görüş için her zaman aynı imajı sergilemeniz gerekmekte.Bir
gün başka bir gün başka olamazsınız.Bu vatanseverlik değil aksine vatan
sevmezlik.Kusura bakabilirsiniz .Bu mu yozlaşmamış dilimiz? Bu mu başka dillerin içine
hapsedemediği dilimiz?Bir dilde kullanılan kelimeler tarih içerisinde
yaşanmışlıklar barındırır bünyesinde…Dolayısıyla o dile nüfuz eder.Yani Eskiden
beri süregelen kelimeleri dilimizden def edince sığlaşan bir dil kalır elimizde…O
zamanda da elimizde kelime kalmaz..Ya da bize aşırı gelir kullandığımız şeyler.
En sinir olduğum insan tipi varan bir : Dilimiz yozlaşıyor naraları atıp ben dil biliyorum canım edasıyla
konuşurken illa yabancı bir kelime kullanan ahmaklar. Kızın ağzından Türkçe
kelimeyi kerpetenle de alamıyoruz vinç lazım vinç. Varan iki ise onları
yücelten avanaklar.Sen konuşurken ingilizce bir kelime ekledin diye sana madalya
mı vermem lazım? Sen batı dili kullanınca medeni,ben doğu dili kullanınca geri
kafalı.Yok öyle bir dünya.Ya da var sanırım... Ben de
dil öğrendiğimde kendime ve diğer
insanlara faydalı olmalıyım düsturu var.Başkalarına hava atmak için ya da ''dil
bilen papağanlığı’’ yapmak için dil öğrenilmez.Amaç bu olmamalıdır. Yozlaştırılmayan
dilimizle iyi blog yazıları yazmalar bana.Selametle.
1 Mart 2015 Pazar
Neslee kim?
Merhabalar.Bu benim ilk yazım.Hatalarımı mazur görmenizi
rica ediyorum sizden öncelikle.Ne hakkında yazacağımı tasarlamıştım ama bilin
bakalım ne oldu? Hepsi beynimden kaçtı.O halde ilk başta size kendimi ve nasıl
fan olduğumu anlatayım.Yabancı dillere merakı olan bir insanım ve dil
öğrenmeyi başka milletlerle ilgilenmeyi
seviyorum.Başka ülkeler hakkında belgeseller izleyip araştırırım sürekli.Sana
ne değil mi başkalarından? HAYIR değil.Neyse K fanlığa gelelim en kısa
yerden.Asya bölgesine karşı bir ilgim vardı ama bağlanmak istemiyordum.Her
zaman dizi izlemek bana zamanımı çalan bir hırsız gibi geliyordu.İzlemek
istemedim ama daha çok bağlanmamak için.Yani önceden söylediğim şey olacağı
için değil.(dasdksaldksakdsalkdsaksaksaksakşskas)Zaten bizim ailede bir
yurt dışı sevdası var ben de de fazlasının fazlası ölçüsünde bulunuyordu.Neyse
bir gün arkadaşım izleyelim dedi ben de ‘’eşeğin ölümü arpadan olsun tamam be’’
diyip kolları sıvadım dizi izleme işine.1 gece de ara vermeden diziler
izledim..Zombi gibi gezindim.Bir şeylere umutsuzca bağlanmak ihtiyacının olduğu
şeyin azlığından meydana gelir demişti tanıdığım bir psikolog abla.Sanırım ben
de de bir eksiklik vardı ama hala bulamadım.Çünkü hala buradayım.Ama ben de ah
Koreye gideyi m de oppamı (ıejskaldjskjdskdjsl)
göreyim mantığı o kadar çok olmadı.Var ama çok değil.Görsem sadece gülerim
donakalırım başka hiçbir şey yapmam.Yapamam kişiliğime ters sanki bir kişiye
olan sevgimi gösterdiğimde aciz görünecekmişim gibi geliyor .Ama öyle
görünmüyor musunuz? Bana öyle geliyor.Onuncu sınıftaydım ingilizce öğretmenim
ingilizce ilahiyat açılmış tam senlik bir bölüm filan diye bana anlatıyordu .-Tabi
ben bu sıralarda Koyu bir Merlinianidim.Hatta Twiter açmamın nedeni Ördek suratlı
Bradley James sayesindedir.-Ben başlarda pek sıcak bakmıyordum ilahiyatın asıl
dili Arapça filan diyordum taki bir hocam Japonyaya ileri yaşlarında hiç
ingilizce ve Japonca bilmediği halde giden hocasından bahsedene kadar.Ben de bir ingilizce
ilahiyat aşkı hortladı.Aklımdan Asya ya gideceğim onlar şayet buraya gelip
Hristiyan misyonerliği yapıyorlarsa ben de dünyanın onlara göstermeye çalıştığı
islamın savaştan ibaret olmadığını anlatacaktım sözüm ona.Ben ne kadar iyiyim
bu konu da bu Allahu alem.Son sınıfta ygs de istediğim gibi yapamadım çünkü
kitap düzgün açmadım.Çalıştım ama göstermelikti.Çabam yoktu kısacası.Lys ye
benim hayalim var mantığıma sığınarak girmedim.
Size bir olayı anlatayım ygs den önce(sanırım önceydi) bizim
dershanenin önüne bir grup çekik gelmiş şarkı söylüyorlardı.Kızlar seninkiler
filan dedi.Ben belki değil filan diye şakalaşırken üstlerinde bir üniversite
adı yazıyordu Korece onu okudum solist çocuk birden dönüp baktı güldü şarkı
söylemeye devam ettiler.Çekingen bir yapım olduğundan pek insanlarla konuşmam
ilgilenmem.O yüzden güldüm gittim.Sonra öğrendim ki bu grup meğerse ufak olanların Kore
hayranlığından faydalanan misyoner takımıymış.İncil dağıtmışlar.Bilseydim
konuşurdum.Bu olay ben de daha da bir ingilizce ilahiyat için hırs sağladı.Ama
neymiş? Fazla ateş olursa kendini yakarmışsın.İkinci sene dershaneye gidip
çalıştım filan netlerim yüksekti kesin ygs de yüksek yaparsın kesin ingilizce
ilahiyat olur gözüyle bakıyordu herkes.Ben de dahilim bu avanaklar takımına
tabi ki.Olmadı.Dedim nasip.İngilizceye gireyim Japonca,Çince ya da Korece
dedim.Yazdırmadılar başka bir bölüm seçtim.Mutsuz muyum hayır değilim sonuçta
dil seviyorum ama hani aklımda kaldı benim hayalim.Kısacası benim için
hayranlık dediğimiz olay sadece hayranıyım seviyorum falanla yürümüyor ben de
.Benim gayem İslam’a yararlı bir kişi olmak.Onlara anlatmaktı.Belki islamafobi
karşısındaki tabularını yıkabilirdim.Geç değil ama…amalar zorluyor işte.
Asyalıları seviyorum ama bazılarının sevgisi bana sadece
saçmalık olarak geliyor.’’Kore daha iyi.Onlar bla bla bla.Keşke Koreli olsaydım’’
gibi söylemlerde bulunmanız sadece’’ beyinsizim ben al bu da kanıtı gör ‘’deme
şekliniz sanırım.Her şeyden önce kişi kendi milletine saygı
duymalıdır.Söyleyeceklerim bu kadar değildi aslında ama başta dediğim gibi ne
yazacağımı unuttum.Tasarlamıştım ama beynimde.Görüşmek üzere bir daha ki
sefere. Okumayı unutmayın.Yorum yapmayı da.Ben de böylece acemilikten
çıkabilirim blog yazma hususunda.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)